MENU
 Ana Sayfa  
 Tarihçemiz  
 Yönetim  
 Doktorlarımız  
Personelimiz  
 Poliklinikler  
 Servisler  
Diğer Birimler  
 İstatistik  
 Duyurular  
 Hasta Hakları  
 Fotoğraflar  
 Hasta Bilgilendirme  
 Sağlık Bilgileri  
 Sağlık Mevzuatı  
 


" Tekirdağ Devlet Hastanesi Günlük Poliklinik Doktor Listesi "

 

KATARAKT

  Katarakt göz merceğinin saydamlığını kaybetmesi olup en sık sebebi yaşlılıktır. Hastanemizde en çok yapılan ameliyat katarakt ameliyatı olduğundan katarakt teşhis ve tedavisinde hangi gelişme ve yenilik varsa ilke olarak hastanemiz bunları en kısa zamanda hizmetinize sunmaktadır. Yapılan göz muayenesi sonucunda katarakt tanısı konulmuş hastalarımız ,ameliyatı iğnesiz dikişsiz fakoemülsifikasyon yöntemiyle yapılır. Ortalama ameliyat süresi 10-15 dakika olup hastalar ameliyat sonrasında evlerine gidebilirler.
   KATARAKT AMELİYATI HAKKINDA SIK SORULAN SORULAR

   Ameliyat hangi yöntemle yapılıyor?

  Fakoemülsifikasyon yöntemi ile ( halk arasında lazer olarak biliniyor), iğnesiz (damla ile uyuşturularak) ve dikişsiz yapılıyor, göz içine lens (mercek) yerleştiriliyor.
   Ameliyat ne kadar sürüyor?
 
Ameliyat süresi kataraktın yoğunluğuna ve tipine göre değişmekle birlikte ortalama 10 dakikadan kısa sürmektedir. Ancak ameliyat öncesi göz hazırlığı ve ameliyat sonrası dinlenme süreleri dahil olmak üzere 3-5 saati hastanemizde geçirmeniz gerekmektedir. Refakatçinizin de 3-5 saat bekleyeceğini bilmesi, bu süre için kendini önceden ayarlaması çok önemlidir
   Ameliyattan önce hastanede hangi işlemler yapılacak?
  Ameliyat günü siz verilen saatte hastanemize başvurduğunuzda 1. kata alınacaksınız. Görevli hemşire sizi bilgilendirecek, damlalarınızı koyacaktır. Anestezi doktorumuz gerekirse sizi tekrar muayene edecektir.
Bu arada size okuyup imzalamanız için ameliyat muvafakat formunu verilecektir. 
  
Ameliyatta ve sonrasında acı, ağrı duyacak mıyım?
  Hastaların büyük bir çoğunluğu ameliyatta herhangi bir ağrı olmadığını ifade etmektedirler.
  
Ameliyat sonrasında hastanede kalmam gerekiyor mu?
  Ameliyat sonrasında hastanede kalmanız gerekmiyor, ertesi gün sabah kontrola gelmeniz gerekiyor. Ameliyat sonrasında hastanede kalmanız gerekmiyor, ertesi gün sabah kontrola gelmeniz gerekiyor. Ameliyat sonrasında hastanede kalmanız gerekmiyor, ertesi gün sabah kontrola gelmeniz gerekiyor.
   Ameliyat sonrası yakın veya uzak görmemden hangisi netleşecek, ne zaman netleşecek, gözlük kullanmam gerekecek mi?
  Ameliyat öncesinde hassas metodlarla mercek numarası tayin edildiğinden hastaların büyük bir çoğunluğu uzak  için gözlük ihtiyacı duymayacaklardır. Ameliyattan 4 hafta sonra doktorunuz gerekli görürse gözlük verecektir. Ancak gözlük numaraları ameliyattan 1.5 - 2 ay sonra sabitleşmektedir. Bu süreden sonra gerekli görürseniz yakın ve uzak gözlüklerinizin tekrar ayarlanması için randevu alarak muayene olabilirsiniz.
   Kontrolleri kim yapacak ve ne kadar sürecek?
  Kontrolleriniz doktorunuz tarafından ameliyat sonrası birinci gün ve yedinci gün yapılacak, uzak ve yakın gözlükleriniz ayarlanarak kontrolleriniz tamamlanacaktır.
   
Aynı gözde tekrar katarakt olur mu?
  
Hayır. Ancak zaman içinde, içine merceğin yerleştirildiği zar kesifleşebilir. Bu durum normal bir reaksiyon olup YAG laser ile birkaç saniyede düzeltilir.
  
Ameliyat sonrası dikkat etmem gereken şeyler var mı?
 
Ağır kaldırmayınız, tozlu ortamlara girmeyiniz, gözünüzü gelebilecek darbelerden koruyunuz, tokalaşma ve öpüşmeden kaçınınız. Her damladan önce ellerinizi yıkayıp ve damlalığın ucunu kirpiklere, kapaklara değdirmeyiniz.

RETİNA HASTALIKLARI  FFA ANJİOGRAFİ VE ARGON LASER

   Retina nedir?
  Retina görmemizi sağlayan ışığa duyarlı hücreleri (kon ve rodlar)ile sinir liflerini içeren bir tabakadır. Retina adını verdiğimiz ağ tabakası tıpkı bir duvar kağıdı gibi göz küresinin arka duvarını kaplar.Retina milyonlarca görme hücresinden oluşur.Retinayı oluşturan bu hücreler sinir lifleriyle görüntüleri görme sinirine ulaştırırlar.Görme siniri 1,5 milyon sinir lifi içerir ve adeta elektronik bir kablo gibi görüntüyü beyne iletir.Başka bir benzetmeyle retinayı sinemada üzerine film görüntüsünün düştüğü beyazperdeye benzetebiliriz.Bu perdedeki herhangi bir bozukluk nasıl filmin bozuk izlenmesine sebep oluyorsa retinadaki bozukluklarda görüntünün beyne yanlış iletilmesine hatta hiç iletilmemesine neden olur.
   Retina hastalıkları nelerdir?
  Şeker hastalığına bağlı bozukluklar,
  Retina dekolmanı,
  Retina içi ve altı kanamalar,
  Retina altında sıvı birikmesi,
  Retinanın damarsal hastalıkları,
  Doğumsal ve herediter hastalıklar,
  Yaşa bağlı makula hastalıkları(YBMD),
  Retina tümörleridir.

   Retina hastalıklarında olası belirtiler nelerdir?

  Ani veya yavaş görme azalması,
  Işık çakmaları,
  Sinek uçuşmaları,göz önünde dolaşan cisimler,görüşün perdelenmesi
  Gelip geçici ve kısa süreli görme kaybı,
  Görüş alanında karanlık bölgeler
  Tedavi yöntemleri nelerdir?
  Bozukluğun tipine göre ,tıbbi tedavi,lazer tedavisi ve cerrahi tedavi şeklindedir. Erken teşhis tedavinin ilk basamağıdır,bu nedenle göz check-up’ında standart göz muayenesine ek olarak yapılması gereken muayeneler ;
  Ekzoftalmometre ile kontrol,
  Derinlik hissi muayenesi ,
  Renk görme muayenesi ,
  Korneal topografi ,
  Konfrontasyon testi,
  Göz ultrasonografisi ,
  Biometri,
  Pakimetri,
  Göz yaşı testi: Schiermer testive Florescein kırılma testi, Kontrast duyarlılık testi.


   RETİNA DEKOLMANI

  Retina dekolmanı her yıl 10.000 de 1 kişide gözlenen,görmeyi ciddi şekilde tehdit eden bir göz problemidir.Orta yaş ve üzerinde daha sık olmak üzere her yaşta ortaya çıkabilir.Acil olarak tedavi edilmezse,kısmi veya tam görme kaybına neden olabilir.

   Sebep ve belirtiler
: Retina dekolmanı, retina sinir tabakasının altındaki pigment epitelin tabakasından ayrılmasıdır. Çoğunlukla retinada oluşan yırtık veya delikler yüzünden, bu iki tabakanın arasına sıvı sızmasıyla gelişir.Ensık,gözün uzamasına bağlı olan yüksek miyopilerde gözlenir.Retina tabakası gözün ön-arka çapı arttıkça gerilir ve üzerindeki gerilme alanı incelmeye ve bozulmaya başlar.Bazı ailesel veya dejeneratif hastalıklarda ve bazı enfeksiyonlarda da retina çevresinde yer yer incelme ve bozulmalar oluşabilir.Bu arada aynı sebeplerle vitreus dokusu da bozulmaya başlar,jel kıvamı değişir ve yavaş yavaş retinadan ayrılır.Bu ayrılmaya vitreus dekolmanı denir.Bu arada büzülen ve yer yer opaklaşan vitreus dokusu gözün içinde görme aksından geçtikçe,kişi tarafından gözün uçuşan sinek veya sis perdesi olarak algılanır.Retina çevresindeki incelmiş, bozulmuş sahaların varlığında, büzülen vitreus retinadan ayrılırken,retinada çekintiler oluşur. Bu çekintiler nadiren sağlıklı retinaya sahip kişilerde de gelişebilir.Retinada çekintiler hasta tarafından “ışık çakmaları,flash patlamaları” gibi algılanır.Bu ışık çakmaları bazen kısa süreli olabilir,bazende günlerce sürebilir.Bazı hastalarda ise hiç hissedilmeyebilir. Vitreusun büzülmesi sonucu retina tabakasında oluşan bu çekintiler,incelmişve yapısı bozulmuş olan retina çeperindeki sahalarda yırtılmalara ve delinmelere sebep olabilir.Yırtılan retina tabakasından bir damar geçiyorsa ,bazen bu damarda koparak göz içinde bir miktar kanamaya sebep olabilir.Bu durum hasta tarafından “kurum yağıyormuş”gibi algılanır.Retinada yırtık veya delik oluşmuşsa vitreus içindeki sıvı bu yırtıkların içinden geçerek,retina sinir tabakasının altında yapışmış olduğu pigment tabakasından ayırır.Bu durum retina dekolmanı olarak adlandırılır.Dekole olan(altındaki dokudan ayrılan)retina bölgesinin görme fonksiyonu kalmaz ve hasta tarafından o bölgenin tam aksinde ‘bulanıklık,kara leke veya perde hissi’şeklinde görüntü kaybı hissedilir.Retina dekolmanı bazen bir bölgede sınırlı kalabilir,ama çoğunlukla ilerleyicidir. Makula(gözün görme merkezi)dekole olunca merkezi görme kaybolur. Uzun süreli dekolmanlarda göz içi dengeler bozulur ve göz küresi küçülmeye başlar.Göze gelen künt veya delici darbeler,ani dekolman sebebi olabilirler.Diabet ve bazı dejeneratif hastalıklarda vitreusta retinayı çeken bantlar oluşarak traksiyona bağlı dekolmanlar gelişebilir.Bunların yanında dekolman bazı enfeksiyon,tümörlerde ve özellikle hamilelikte ortaya çıkan tansiyon krizlerinde,gözde hiç yırtık olmadanda gelişebilir.
   Teşhis:
Retina çevresindeki ince bozulmuş olan sahaları,buralardaki delik,yırtıkları ve dekole bölgeleri tesbit etmek için göz bebekleri damlalar ile genişletilir.Göz hekimi çeşitli mercekler kullanarak muayene mikroskobuyla gözün içini çepeçevre inceler.Bunun sonucunda göz içindeki yırtık veya dekolmanı tesbit edilmiş olur.Gerekirse göz ultrasonografisi yapılır.
 
Tedavi: Yırtık veya delikler, retinada dekolman gelişmemişse argon laserle tedavi edilirler. İleride yırtık oluşturabilecek bazı ince ve yapısı bozulmuş sahalar laser ile kontrol altına alınabilir. Argon laserle yırtık ve dejenere saha tamiri ağrısız bir işlemdir.Bir damla ile göz uyuşturulur.Daha sonra mercekler yardımıyla hasta oturur durumdayken,muayene mikroskobuyla yırtık,delik ve dejenere sahaların etrafı 2-3 sıra laser ile çepeçevre kapatılır.Argon laser uygulandığı bölgede bir yanık oluşturarak,retina sinir tabakasını altındaki pigment tabakasına yapıştırır ve böylece içinden sıvı sızması önlenir.Laser tedavisi o an problemli olan bölge için yapılmış olur.Günün birinde aynı gözün başka bir bölgesinde de yırtıklar oluşursa yine göz içi dekolman tehlikesiyle karşılaşabilir.Bu yüzden retinasında problem çıkmış hastalar sık sık göz dibi muayenesinden geçirilirler.Retina dekolmanı gelişen hastalarda tek tedavi cerrahi müdehaledir. Cerrahi tipleri çeşitlilik gösterse bile yırtıkların kapatılması ve çekintilerin azaltılması prensibine dayanır. Dekolmanlı gözlerde cerrahi genel anestezi altında yapılır. Önce yırtıklar dondurularak kapatılır, çekintileri azaltmak için gözün durumuna göre, yırtık bölgesine veya gözün etrafına çepeçevre slikon konarak yırtık bölgesinde çökertme oluşturulur.Dekolman bölgesindeki sıvı alınarak dekolmanın yatışması hızlandırılır.Bu durumlarda,gözün içine genleşen gaz konulurve dekolman yatıştıktan sonra yırtık çevresi laserle kapatılabilir. Dev yırtıklı dekolmanlarda ve vitrenin yapı değiştirip retinayı bantlarla çektiği durumlarda ( diabet, travma, enfeksiyon v.b. ) vitrektomi denilen özel bir ameliyat tekniğiyle tüm vitreus göz içinden temizlenerek retinanın çekilmesi ve gerilmesi önlenir. Dekolmanın tam düzelmediği hastalarda ikinci üçüncü müdaheleler gerekebilir.

   Diabetik retinopati
  Şeker hastalığına bağlı körlüğün en sık görülen nedeni DİABETİK RETİNOPATİ'dir.

sağlıklı retina

diabetik retinopati

 

Sağlıklı Retina

Erken dönem diyabetik retina

 

 

 

 

Şeker hastalığına bağlı retinopati

 

 

Son dönem diyabetik retina

 

 

  Diabet, İnsülin salınımı veya İnsülün etkisinin yetersizliği sonucu kan şekerinin artmasıyla kendini gösteren metabolik bir hastalıktır. Uzun süreli kan şekeri yüksekliği özellikle böbrek, kalp, sinirler ve gözü etkilemektedir
Diabet, gözün özellikle sinir tabakasını ( retina veya ağ tabaka ) ve bu tabakadaki kılcal damarları etkileyerek çalışmasını bozmakta ve görme kayıplarına yol açmaktadır. Şeker hastalığına bağlı retina bozukluklarına Retinopati adı verilmektedir Diabetik Retinopatinin meydana gelmesinde rol oynayan risk faktörlerinin başında şeker hastalığının süresi gemektedir. Özellikle hasalığın başından itibaren 10 yıllık süreden sonra Retinopati görülme sıklığı artmaktadır. Tip 1 veya İnsüline bağımlı genç Diyabetiklerde ergenlik çağından sonra Retinopati görülme sıklığı yaş ile ilgili olarak artmaktadır.  Kan şekeri kontrolü önemli bir faktördür. Kan şekerinin düzensiz seyretmesi ani kan şekeri yükselme ve düşmeleri Retinanın bozulmasını, hastalığın ilerlemesini kolaylaştırmaktadır. Gebelik, Hiper Tansiyon, Kan Yağlarının yüksekliği, Böbrek hastalığı Retinopatiyi ağırlaştıran diğer faktörlerdir. Şeker hastalığı retinadaki kılcal damarların yapısını bozmakta, hücre kaybına yol açarak damar geçirgenliğinin bozulmasına, sarı nokta bölgesinde sıvı birikimine, beraberinde yağlı maddelerin birikmesine ve beraberinde kılcal damarların tıkanarak beslenmeyen alanların ortaya çıkmasına neden olur. Retinada kendiliğinden kanayabilen yeni damarlar oluşur. Retinanın önünde ve içinde oluşan kanamalar gözün arka boşluğuna sızabilir. Retinada damarlı zarlar oluşur ve sonuçta ciddi görme kayıpları, ağrılı göz tansiyonu yükselmelerine neden olur. Şeker hastalarında, gençlerde bluğ çağından itibaren, 30 yaşından sonra ortaya çıkan bireylerde teşhis konulduğunda mutlaka göz muayenesi yapılmalı, retina normal ise yılda bir kez muayene tekrarlanmalıdır. Retinopati başladığında takip süresi 3-4 aylık sürelere indirilmelidir. Diabetik Retinopatide ortaya çıkan bozuklukların tedavisinde günümüzde kullanılan tek tedavi yöntemi lazerfotokoagulasyon dur. Bu tedavi uygun zamanda ve uygun şekilde uygulandıgı takdirde şeker hastalığına bağlı ciddi görme kayıplarını önlemenin tek yoludur. Ayrıca hastaların, kan şekerini düzenli kontrolü, hipertansiyon ve kan yağlarının yüksekliğinin tedavisi konusunda uyarılmasının görmenin korunması açısından çok önemli olduğu unutulmamalıdır. Gebelik, şeker hastalığına bağlı retina bozukluklarını artırır ve gebelik süresince göz muayenelerinin düzenli olarak yapılması gerekir. Şeker hastalarında sık olarak katarakt meydana gelmektedir. Katarakt ameliyatı sonuçları normal kişilere göre beklenen iyi sonuçları vermeyebilir, bazen Retinopati ameliyattan sonra KÖTÜLEŞEBİLİR. BU nedenle şeker hastalarında katarakt ameliyatında acele edilmemeli retina görebiliryorsa laser tedavisi tamamlandıktan sonra ameliyat yapılmalı, ileri kataraktlı hastalarda ise ameliyattan hemen sonra uygun laser tedavisi yapılmalı ve hastalar sıkı olarak izlenmelidir. Şeker hastalarında ortaya çıkan laser tedavisine rağmen devam eden maküla (=sarı nokta) ödeminde göz içine kortizon (=intravitreal triamcinolon enjeksiyonu ) verilebilir Diabetik retinopatinin ileri evrelerinde geçmeyen göz içi kanamaları, retinada oluşan zarlar ve buna bağlı retinaayrılmalarında vitrektomi adı verilen ameliyatlar yapılabilir.  Tüm bunların yanı sıra diğer önemli bir nokta da şeker hastalarının yaptıracağı göz muayenesi detaylı bir retina incelemeden geçmesidir. Bu incelemede hastanemizde en ileri teşhis ve tedavi cihazları kullanılır.
   Teşhis yöntemleri :
   FFA(Fundus Florecein Angiography)

  Hastaya damar yoluna florecein adlı ilaç zerk edilir. Birkaç dakika içerisinde bu ilaç dolaşım yoluyla retinada damarlara ulaşır ve bu sırada hekim Anjio cihazı ile retinanın fotoğraflarını çeker. Damarlarda kan sızıntısı olup olmadığını tespit eder ve neticeye göre hastanın tedavi şeklini belirler.
   ARGON LAZER
  Hastaya yapılan detaylı retina incelemesi sonucu, şeker hastalığı dolayısıyla sonradan oluşmuş ve kan sızdıran damarlar erken teşhis edilmiş ise bu damarlar Argon Lazer yapılarak kurutulur ve kanama durdurulur. Yenilerinin oluşumu önlenir. Argon Lazer tedavisi bu gibi durumlarda mevcut görmeyi muhafaza etmeye yöneliktir. Argon Lazer aynı zamanda retina yırtıklarının tedavisinde de kullanılır.
Şeker hastalarında Diabetik retinopatinin ileri dönemlerinde büyük göz içi (vitreous) kanamaları görülebilir. Bu durum daha çok Argon Lazer tedavisine geç kalındığında ortaya çıkar. Uzun süre devam eden, görmeyi azaltan ve nüks eden göz içi kanamalarında hastanın görmesi ancak VİTREKTOMİ ameliyatı ile yeniden kazanılabilir

GLOKOM

   "GLOKOM SİZE GELMEDEN SİZ ONA GİDİN !"
  Belirti vermeyen sinsi bir hastalık olup erken teşhis ve tedavi edilmediği takdirde sonucu görme kaybına kadar varabilen bir hastalıktır. Bu sebeple her yıl düzenli göz muayenesi olarak göz tansiyonu kontrol edilmelidir. Glokom, görme siniri hasarının oluştuğu bir dizi durum için kullanılan bir terimdir. Bu hasarın karakteristik özellikleri ve görme üzerine etkileri vardır. Bu hasarın başta gelen nedeni göz içindeki basıncın yüksekliğidir, ancak görme sinirinin dolaşımının bozulduğu, doku zaafiyeti veya yapısal bozuklukların görüldüğü durumlarda görme siniri basınca daha duyarlı hale gelebilir ve basınç yükselmeksizin de hasar gelişebilir.
   Glokom (Göz Tansiyonu) nedir?
  Glokom, sıklıkla göz içi basıncının yükselmesi ve buna bağlı olarak görme sinirinin hasara uğramasıdır. Göz içinde sürekli bulunan ve bazı kanallarla dışarı atılan göz sıvısı vardır. Bu sıvı; göz merceği ve saydam tabakanın beslenmesini sağlar. Bu üretilen sıvı dışarı atılamadığında göz içi basıncı artar ve görme siniri hücreleri hasara uğrar. Bu döngü sonucunda kalıcı görme kaybı ortaya çıkar. Az sayıda olguda ise; göziçi basıncı yükselmeksizin, görme sinirinin direnci düşer ve benzer görme siniri hasarı oluşur.
   Glokomun sebepleri
 
Göz içine berrak göz sıvısı salgılanır ve daha sonra göz dışına emilir. Deponun çıkışı tıkanırsa su depoda birikir ve basınç artar.
   Glokomun belirtiler
 
Sabahları belirginleşen baş ağrılar,
  Zaman zaman bulanık görme,
  Geceleri ışıkların etrafında ışıklı halkalar görülmesi,
  Televizyon izlerken göz etrafında ağrı,

   Glokom çeşitleri

  Açık açılı glokom:
  En sık görülen glokom tipidir. Toplumun yaklaşık %1'inde ve daha çok 40 yaşın üzerinde görülür. Erken dönemde hiç bir belirti vermez. Göz içi basıncı yavaşça yükseldiği için belirtiler yavaş bir şekilde başlar, kornea başlangıçta bulanmaz, ağrı hissedilmez. Görme yavaş yavaş kaybedildiği için geç dönemlere kadar hasta bunun farkına varmayabilir. Görme kaybının farkına varıldığı zaman da hasar kalıcı hale gelmiştir. Açık açılı glokomda, gözün drenaj bölgesi olan trabeküler ağda henüz tam çözemediğimiz bir direnç oluşturmaktadır. Bu, kronik bir hastalıktır. Kalıtsal olma ihtimali vardır. Günümüzde kesin tedavisi yoktur, fakat eldeki imkanlarla hastalığın ilerlemesi yavaşlatılabilir ya da durdurulabilir. İlaçların ömür boyu kullanılması gerekebilir.
  Normal basınçlı glokom:
  Düşük basınçlı glokom olarak da bilinir. Normal GİB'na rağmen görme alanı kaybı ve görme siniri hasarı vardır. Bu kişilerde görme sinirinde bir dolaşım bozukluğu söz konusu olduğu için GİB'nın daha aşağılara çekilmesi gerekir.
Bir de bu durumun tam tersi vardır. GİB yüksek olmasına rağmen görme alanı kaybı ve görme siniri hasarı görülmez. Buna da göz hipertansiyonu denir ve tedavi gerektirmez. Ancak ileride glokoma dönüşebileceği için takip gerekir.
  Açı kapanması glokomu:
  Kalıtsal olabilir ve aynı ailenin farklı bireylerinde aynı anda görülebilir. Asyalılarda ve hipermetroplarda daha sıktır. Bu kişilerde ön kamara normal kişilere göre daha sığdır. Kornea ve iris arasında trabeküler ağın bulunduğu açı dardır. Yaşlandıkça da lensin büyümesine bağlı olarak bu açı daha da daralır ve GİB yükselir. Açı tamamen kapandığında ise akut glokom meydana gelir. Akut glokomda GİB aniden yükselir. Hasta çok ağrı hisseder, hatta bulantı ve kusma olabilir. Göz kızarır, kornea bulanıklaşır. Hasta ışık çevresinde haleler görür ve görme azalır. Bu, acil bir durumdur. Tedavi geciktirilirse görüş kaybedilir. Trabeküler ağ sıkarlaşarak hastalık kronik hale geçebilir ve bu durumun tedavisi daha da zordur.
  Pigmenter glokom:
  Bir açık açılı glokom şeklidir. Erkeklerde daha sık görülür. Genellikle 20-30 yaşlarında başlar. Miyoplarda daha sıktır. Bu kişilerde iris lense yakın olup hareketi esnasında göze renk veren pigment aköze dökülür ve trabeküler ağı tıkar. Böylece GİB yükselir.
  Eksfoliasyon sendromu:
  İleri yaşlarda bazı kişilerde lens üzerinde saç kepeği gibi bir materyal birikir. İrisin hareketiyle bu materyal yerinden ayrılarak pigmentle birlikte drenaj kanallarını tıkar.
  Neovasküler glokom:
  Çok ağır bir glokom şeklidir. Gözün sinir tabakasında şeker hastalığına bağlı tutulum, damar tıkanıklığı veya herhangi bir şekilde beslenmesini engelleyen bir durum olduğunda iriste anormal damarlar gelişir ve bunlar ilerleyerek açıyı örterler.
  Yaralanma sonrası oluşan glokom:
  Göze darbe alınması, kimyasal yanıklar veya delici yaralanmalar akut veya kronik glokoma yol açabilir. Sebebi genellikle drenaj sisteminin bozulmasıyla ilgilidir. Bu nedenle göz yaralanması geçiren kişilerin belli aralıklarla kontrolden geçmesi gerekir.
  Konjenital glokom:
  Doğuştan itibaren vardır. Birkaç ay içinde gözde belirgin bir büyüme, sulanma ve bulanıklaşma ile kendini belli eder. Erken cerrahi tedavi yapılmazsa körlükle sonlanır.
  Çocuklarda görülen glokom:
  Bebeklerde görülen göz tansiyonudur. Bu hastalığı da ikiye ayırabiliriz: Bir doğuştan göz tansiyonlu bebek, ki bu bebeklerin doğduğunun ilk günü iri gözleri vardır ve gözlerinin renkli kısımları kocamandır. Saydam tabakanın su toplamasından dolayı; gözleri gri olarak gözükür. Işıktan rahatsız olur, şiddetli yaşarmaları olur. Bir de doğduktan sonraki zaman içerisinde bu hastalığa yakalananlar vardır. Bebekler anne karnındayken, (gözün içerisinde su imal edilmeye başlandığı dönemlerde), gözün sıvı çıkan filtre sistemi bir zarla kapalıdır. O zarın üzerinde doğuma doğru delikçikler oluşur. O delikçiklerden sıvı, dışarı çıkmaya başlar. Bebek anne karnında gelişimini tamamlarken, gözün sıvı çıkan filtre sistemi yeterince gelişmeyebilir ve göz tansiyonu teşekkül eder. En sık rastlananı doğuştan olandır. Bunların içinde de en tehlikeli grup gözünün rengi grimsi olmayıp, göz tansiyonu çok yüksek olmayıp da sadece gözleri iri olan bebeklerdir. Çünkü bu bebeklere teşhis geç konur. Bunun için ailelerin gözleri iri olan, ışığa bakamayan ve şiddetli yaşarmaları olan çocuklarını, mutlaka bir göz doktoruna götürmeleri gerekir. Bebeklerde görülen göz tansiyonu hastalığının tedavisi, gözün sıvı çıkış kanalları gelişmediği için, ameliyattır. Bebeklerin göz tansiyonunun tedavisi güçtür. Onun için ne kadar erken teşhis edilirse o kadar iyi.
   Glokom riskini artıran faktörler nelerdir?
  35 yaşının üzerinde olması,
  Ailede glokom öyküsünün olması (genetik yatkınlık)
  Sigara kullanılması,
  Şeker hastalığının olması,
  Şiddetli kansızlık veya şok geçirmiş olması,
  Yüksek-düşük sistemik kan basıncı (vücut tansiyonu),
  Yüksek Miyopi,
  Yüksek Hipermetropi,
  Migren,
  Uzun süreli kortizon tedavisinin alınması,
  Göz yaralanması geçirilmiş olması,
   Glokom hastalığı nasıl teşhis edilir?
  Glokomun en iyi tespit yöntemi düzenli göz muayenelerine gitmektir.
  Göziçi basıncının ölçülmesi
  Optik sinir hasarının değerlendirilmesi
  Görme alanı testi
  Gözün drenaj açısından incelenmesi (Gonyoskopi)
  Göz tansiyonu teşhisi koymak çok kolay değildir. Çünkü herkes için normal olan bir göz tansiyonu değeri yok. İki kişinin göz tansiyon seviyesi aynıdır. Ama birinin görme siniri o tansiyona dayanırken, diğerinin ki dayanamıyordur. Çok uzun yıllar glokom hastalığının; göz tansiyonunun 22 mm/cıvanın üstünde olması halinde gerçekleştiği düşünülüyordu. Sonra 22 mm/civanın altında olup, görme siniri hasara uğrayan hastaların olduğu saptandı. Buradan yola çıkarak glokom hastalığı için basıncın yükselmesinin şart olmadığı, bazı olgularda basınç yükselmeksizin, görme sinirinin direncinin düşmesiyle de hasarın oluşabileceği görüldü. Bu ikinci gruba ‘normal basınçlı glokom’ adı verildi. Glokom hastalarının dörtte birinde oluşan bu durum; en çok dolaşım sisteminde problem yaşayan hastalarda görülüyor. Mesela koroner kalp hastalarının bir grubunda, migreni bulunanlarda, elleri soğuk olanlarda ve uykuda geçici nefes durmaları yaşayanlarda (Uyku apne sendromu) daha sık görülür. Bunun dışında göziçi basıncı 22mm/civa’nın üzerinde olup normal olan nadir olgular da vardır. Glokom teşhisinde esas nokta, buradan da anlaşıldığı gibi göz tansiyonunun kaç olduğundan ziyade görme sinirinin o basınca dayanıp dayanamadığıdır. Dolayısıyla teşhiste görme sinirinin hasarını belirlemek önemlidir. Burada da en önemli nokta görme sinirindeki hasarın belirlenebilen en erken dönemde saptanmasıdır.

   DİABET NEDİR ?


  Diyabet vücutta glikoz metabolizmasının bozulması sonucu ortaya çıkan bir hatalık tablosudur. Glikozu vücut tarafından kullanılabilir hale getirmeye yarayan insülin hormonu, pankreasta bulunan beta hücrelerinin tahribatı sonucunda daha az salgılamaya başlar. İnsülin hücrelerde kullanımı bozulduğundan kanda dolaşan glikoz hücrelerde kullanılamaz duruma gelir. Hücreler glikoz emilimini yapamaz ve kanda glikoz seviyesi yükselir. Bunun sonucunda; vücut damarlarında bozukluklar başlar. Başta göz, böbrekler, kalp ve damar sistemi olmak üzere bir çok organda hasarlar gelişir. İki tip Diyabet vardır:İnsüline bağımlı (tip 1) ve insüline bağımlı olamayan ( tip 2). Her iki tip diyabette de hasar, kan glikoz seviyelerinin kontrolüne ve diyabetin süresine bağlıdır.
   DİABETTE GÖZ
  Diyabette gözde katarakt, glokom ve en önemlisi diabetik retina hastalığına sebep olarak görme azalmasına yol açabilir. Diyabetlerde görme kaybı gelişme ihtimali normalden 25 kez daha fazladır. 20-65 yaş arasındaki görme kaybının en sık sebeplerinden biri olarak ortaya çıkar. dİabetik hastalarda göz hasarı gelişme ihtimali 10 yıllık diabetiklerde %20, 30 yıllık diabetiklerde %80 civarındadır. Fakat hastalığın teşhis ve tedavisindeki gelişmeler sayesinde, zamanında yapılan girişimlerde görmeyi ciddi şekilde etkileyen hasarlara günümüzde daha düşük oranlarda rastlanmaktadır.
   DİABETİK RETİNE HASTALIĞI
  Gözün içindeki retina denilen sinir tabakasının damarları tutan bir bozukluktur. Damarlarda tıkanmalar ve sızıntılar oluşarak retina tabakasının beslenmesi ve yapısı bozulmaya başlar.
 Üç ana aşamada sınıflandırılır:
 1-Başlangıç dönemi
 2-Proliferasyon (yeni damar oluşumları) dönemi
 3-ileri diabetik göz hastalığı
   BAŞLANGIÇ DÖNEMİ
  Yapısı bozulmaya başlayan retina damarlarının bir kısmı yer yer daralmalar gösterirken, bir kısmı de genişleyip baloncuklar (mikroanevrizma)oluştururlar. Bu bozulmuş damarlardan kan ve sıvı sızmaya başlar. Böylece retinada ödem ve eksuda denilen birikintiler oluşur. Bu dönemde görme genellikle etkilenmemiştir, fakat görmeyi engelleyecek olayların öncüsü olarak kabul edilir. Bazı durumlarda sızıntılar makülada (gözün detay görme merkezi) toplanarak özellikle yakın görmeyi bozabilir. Bu durum maküla ödemi olarak adlandırılır. 15 yıllık diabetiklerin %80 ‘inde başlangıç dönem hasarlarına rastlanır.
   PROLİFERASYON DÖNEMİ
  İyice daralıp tıkanan damarların besleyemediği sahalar oksijensiz ve kansız kaldığı için bozulmaya başlar. Bu sahalarda yelpaze şeklinde yeni damar oluşumları (neovaskülarizasyon) ve fibrotik zar oluşumları (fibröz proliferasyon) ortaya çıkar. Yeni damarların kenarları çok incedir, kolay kanayabilir. Fibrotik zar ise maküla üstünü örterek veya çekintiler yaparak görmeyi bozabilir. Görme, kanamaların ve çekintilerin makülayı etkilediği oranda azalır. Diabetiklerin %20 ‘sinde proliferasyon dönemi belirtileri izlenir.
   İLERİ DİABETİK GÖZ HASTALIĞI
  Gözün içini dolduran vitreus denilen yapının hareketleri veya büzülmesi, yeni damar ve fibrotik zar oluşumlarını çekmeye başlar. Zaten ince olan damarlar kanama yapar ve göz içini doldurur(vitre içi kanama). Çekilen fibrotik zarlar da retina dokusunun yırtılmasına ve hasarına neden olurlar(traksiyonlu retina dekolmanı). Ayrıca yeni damarlar göz sıvısının dışarı aktığı yolları etkileyerek göz tansiyonunu yükseltebilir(neovasküler glokom).
   BELİRTİLER VE TEŞHİS
  Diabetik retina hastalığında şikayetler makülanın etkilenmesi, yani görmenin azalmasıyla başlar. Bazen çok ilerlemiş diabetik göz hastalığı yıllarca belirti vermeyebilir. Hamilelik, yüksek tansiyon, böbrek hastalıkları ve ağır enfeksiyonların diabetik retina hastalığını arttırdığı kabul edilmektedir. Diabetik retina hastalığından en iyi korunma yolu düzenli göz muayenelerinden geçmektedir. Diabetik retina hastalığı göz doktoru tarafından basit yöntemlerle tespit edilebilir. Her diyabetlinin en az yılda 1 kez göz muayenesinden geçmesi önerilir. Diabetik retina hastalığı bulguları tespit edilen hastalarda göz dibi anjiosu yapılarak retinada damar düzeyindeki hasarlar görüntülenir.
   GÖZDİBİ ANJİOSU(FFA)
Fundus flourescein anjiografisi (FFA) denilen göz dibi anjiosu son derece kolay bir muayene yöntemidir. Göz bebekleri damlalarla genişletilir. Kol damarlarından flüoresan bir boya maddesi verilerek boyanın göz içi damlalarında dolaşımı gözlenir ve fotoğrafları çekilir. Böylelikle damarlardan sızıntılar, kanamalar, birikintiler, beslenmeyen sahalar, yeni damarlar, zar oluşumları ve diğer hasarlar tespit edilir, bu sayede tedavi edilecek sahalar belirlenmiş olur. Göz dibi anjiosunun diabetik retina hastalığı başlamamışlarda kontrol amacıyla yılda 1 kez, retina hastalığı belirtileri başlamış olanlarda, 6 ayda bir yapılması tavsiye edilmektedir.
   LASERFOTOKOGÜLASYON
  Göz içinde kullanılan laserlerde, kuvvetli bir elektrik akımı argon ya da kripton gazlarından geçer ve enerji oluşur. Laser cihazı bu enerjiyi dar ve düzgün bir ışık demeti şeklinde yönlendirir. Bu demet göz içinde mikroskop ve mercekler ile odaklanır ve sonuçta bu enerji, diabetik göz hastalığında retina tabakasındaki bozuklukları ve ya hastalıkları düzeltmek amacıyla kullanılır. Laser tedavisi ağrısız bir işlemdir. Göz bebekleri damlalarla genişletilir. Göze bir muayene merceği takılır. Laser yapılırken, hastanın tek hissettiği mavi-yeşil renkte flaşlardır(ışık parlamaları). Diyabette retinaya laser 2 şekilde uygulanır. Sadece lokal bir hasar veya ödem varsa, yalnız o bölgeye laser uygulaması yapılır. Diabetik hasar sadece bir sahayla sınırlı değilse, maküla bölgesi hariç tüm retinaya birkaç seans boyunca laser uygulanır. Bu işlem panretinal laser fotokoagülasyon olarak adlandırılır ve proliferasyon safhasındaki diabetik retina hastalıklarında uygulanır.
   UNUTMAYIN!
  Başlangıç dönemi safhasında görmeyi etkileyen ödem yoksa, tedavi yapılamaz. Hasta 6 aylık aralarla muayene edilir. Görmeyi etkileyen maküla dönemi gelişmişse veya proliferasyon safhasında sızdıran damlalar, beslenmeyen sahalar ve yeni damar oluşumları varlığında, retina dokusuna laser uygulanır. Göz içinde kanamalar, fibrotik zarların yarattığı çekintiler ve dekolman gibi ileri diabetik göz hastalığı safhasında, vitrektomi denilen çok hassas bir göz içi ameliyatı yapılması gereklidir. 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 


   


 
T.C.
SAĞLIK BAKANLIĞI
TEKİRDAĞ DEVLET HASTANESİ
Eski Cami Mah. Hastane Sok. No:1 Merkez - TEKİRDAĞ
Tel: 0282 262 53 55  Fax : 0282 260 38 50
mail:info@tdh.gov.tr